ص

Sâd Sûresi

Anlamı: Sâd Harfi | Toplam: 88 Âyet-i Kerîme | Nüzul Yeri: Mekke

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
"Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla"
Sayfa (2 / 3): 1 2 3
Sâd • 31. Âyet-i Kerîme Müstakil Âyet Sayfası & Tefsiri →
إِذْ عُرِضَ عَلَيْهِ بِٱلْعَشِىِّ ٱلصَّٰفِنَٰتُ ٱلْجِيَادُ ﴿٣١﴾
Meali: Ona bir akşam üstü, çalımlı, cins koşu atları sunulmuştu.
Sâd • 32. Âyet-i Kerîme Müstakil Âyet Sayfası & Tefsiri →
فَقَالَ إِنِّىٓ أَحْبَبْتُ حُبَّ ٱلْخَيْرِ عَن ذِكْرِ رَبِّى حَتَّىٰ تَوَارَتْ بِٱلْحِجَابِ ﴿٣٢﴾
Meali: Süleyman: "Doğrusu ben bu iyi malları, Rabbimi anmayı sağladıkları için severim" demişti. Koşup, toz perdesi arkasında kayboldukları zaman: "onları bana getirin" dedi. Bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başlamıştı.
Sâd • 33. Âyet-i Kerîme Müstakil Âyet Sayfası & Tefsiri →
رُدُّوهَا عَلَىَّ ۖ فَطَفِقَ مَسْحًۢا بِٱلسُّوقِ وَٱلْأَعْنَاقِ ﴿٣٣﴾
Meali: Süleyman: "Doğrusu ben bu iyi malları, Rabbimi anmayı sağladıkları için severim" demişti. Koşup, toz perdesi arkasında kayboldukları zaman: "onları bana getirin" dedi. Bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başlamıştı.
Sâd • 34. Âyet-i Kerîme Müstakil Âyet Sayfası & Tefsiri →
وَلَقَدْ فَتَنَّا سُلَيْمَٰنَ وَأَلْقَيْنَا عَلَىٰ كُرْسِيِّهِۦ جَسَدًۭا ثُمَّ أَنَابَ ﴿٣٤﴾
Meali: And olsun ki Süleyman'ı denedik, hükümranlığını zayıf düşürdük; sonra eski haline döndü.
Sâd • 35. Âyet-i Kerîme Müstakil Âyet Sayfası & Tefsiri →
قَالَ رَبِّ ٱغْفِرْ لِى وَهَبْ لِى مُلْكًۭا لَّا يَنۢبَغِى لِأَحَدٍۢ مِّنۢ بَعْدِىٓ ۖ إِنَّكَ أَنتَ ٱلْوَهَّابُ ﴿٣٥﴾
Meali: Süleyman: "Rabbim! Beni bağışla, bana benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir hükümranlık ver; Sen şüphesiz, daima bağışta bulunansın" dedi.
Sâd • 36. Âyet-i Kerîme Müstakil Âyet Sayfası & Tefsiri →
فَسَخَّرْنَا لَهُ ٱلرِّيحَ تَجْرِى بِأَمْرِهِۦ رُخَآءً حَيْثُ أَصَابَ ﴿٣٦﴾
Meali: Bunun üzerine Biz de, istediği yere onun buyruğu ile kolayca giden rüzgarı, bina kuran ve dalgıçlık yapan şeytanları, demir halkalarla bağlı diğerlerini onun buyruğu altına verdik.
Sâd • 37. Âyet-i Kerîme Müstakil Âyet Sayfası & Tefsiri →
وَٱلشَّيَٰطِينَ كُلَّ بَنَّآءٍۢ وَغَوَّاصٍۢ ﴿٣٧﴾
Meali: Bunun üzerine Biz de, istediği yere onun buyruğu ile kolayca giden rüzgarı, bina kuran ve dalgıçlık yapan şeytanları, demir halkalarla bağlı diğerlerini onun buyruğu altına verdik.
Sâd • 38. Âyet-i Kerîme Müstakil Âyet Sayfası & Tefsiri →
وَءَاخَرِينَ مُقَرَّنِينَ فِى ٱلْأَصْفَادِ ﴿٣٨﴾
Meali: Bunun üzerine Biz de, istediği yere onun buyruğu ile kolayca giden rüzgarı, bina kuran ve dalgıçlık yapan şeytanları, demir halkalarla bağlı diğerlerini onun buyruğu altına verdik.
Sâd • 39. Âyet-i Kerîme Müstakil Âyet Sayfası & Tefsiri →
هَٰذَا عَطَآؤُنَا فَٱمْنُنْ أَوْ أَمْسِكْ بِغَيْرِ حِسَابٍۢ ﴿٣٩﴾
Meali: "İşte Bizim bağışımız budur; ister ver, ister tut, hesapsızdır." dedik.
Sâd • 40. Âyet-i Kerîme Müstakil Âyet Sayfası & Tefsiri →
وَإِنَّ لَهُۥ عِندَنَا لَزُلْفَىٰ وَحُسْنَ مَـَٔابٍۢ ﴿٤٠﴾
Meali: Doğrusu onun katımızda yakınlığı ve güzel bir istikbali vardır.
Sâd • 41. Âyet-i Kerîme Müstakil Âyet Sayfası & Tefsiri →
وَٱذْكُرْ عَبْدَنَآ أَيُّوبَ إِذْ نَادَىٰ رَبَّهُۥٓ أَنِّى مَسَّنِىَ ٱلشَّيْطَٰنُ بِنُصْبٍۢ وَعَذَابٍ ﴿٤١﴾
Meali: Kulumuz Eyyub'u da an; Rabbine: "Doğrusu şeytan bana yorgunluk ve azap verdi" diye seslenmişti.
Sâd • 42. Âyet-i Kerîme Müstakil Âyet Sayfası & Tefsiri →
ٱرْكُضْ بِرِجْلِكَ ۖ هَٰذَا مُغْتَسَلٌۢ بَارِدٌۭ وَشَرَابٌۭ ﴿٤٢﴾
Meali: "Ayağını yere vur! İşte yıkanacak ve içilecek soğuk bir su" dedik.
Sâd • 43. Âyet-i Kerîme Müstakil Âyet Sayfası & Tefsiri →
وَوَهَبْنَا لَهُۥٓ أَهْلَهُۥ وَمِثْلَهُم مَّعَهُمْ رَحْمَةًۭ مِّنَّا وَذِكْرَىٰ لِأُو۟لِى ٱلْأَلْبَٰبِ ﴿٤٣﴾
Meali: Katımızdan bir rahmet ve akıl sahiplerine bir öğüt olmak üzere, ona tekrar ailesini ve geçmiş olanlarla bir mislini daha vermiştik.
Sâd • 44. Âyet-i Kerîme Müstakil Âyet Sayfası & Tefsiri →
وَخُذْ بِيَدِكَ ضِغْثًۭا فَٱضْرِب بِّهِۦ وَلَا تَحْنَثْ ۗ إِنَّا وَجَدْنَٰهُ صَابِرًۭا ۚ نِّعْمَ ٱلْعَبْدُ ۖ إِنَّهُۥٓ أَوَّابٌۭ ﴿٤٤﴾
Meali: "Ey Eyyub! Eline bir demet sap alıp onunla vur, yeminini bozma" demiştik. Doğrusu Biz onu sabırlı bulmuştuk. Ne iyi kuldu, daima Allah'a yönelirdi.
Sâd • 45. Âyet-i Kerîme Müstakil Âyet Sayfası & Tefsiri →
وَٱذْكُرْ عِبَٰدَنَآ إِبْرَٰهِيمَ وَإِسْحَٰقَ وَيَعْقُوبَ أُو۟لِى ٱلْأَيْدِى وَٱلْأَبْصَٰرِ ﴿٤٥﴾
Meali: Güçlü ve anlayışlı olan kullarımız İbrahim, İshak ve Yakub'u da an.
Sâd • 46. Âyet-i Kerîme Müstakil Âyet Sayfası & Tefsiri →
إِنَّآ أَخْلَصْنَٰهُم بِخَالِصَةٍۢ ذِكْرَى ٱلدَّارِ ﴿٤٦﴾
Meali: Biz onları ahiret yurdunu düşünen, içten bağlı kimseler kıldık.
Sâd • 47. Âyet-i Kerîme Müstakil Âyet Sayfası & Tefsiri →
وَإِنَّهُمْ عِندَنَا لَمِنَ ٱلْمُصْطَفَيْنَ ٱلْأَخْيَارِ ﴿٤٧﴾
Meali: Doğrusu onlar katımızda seçkin, iyi kimselerdendirler.
Sâd • 48. Âyet-i Kerîme Müstakil Âyet Sayfası & Tefsiri →
وَٱذْكُرْ إِسْمَٰعِيلَ وَٱلْيَسَعَ وَذَا ٱلْكِفْلِ ۖ وَكُلٌّۭ مِّنَ ٱلْأَخْيَارِ ﴿٤٨﴾
Meali: İsmail'i, Elyesa'ı, Zülkifl'i de an. Hepsi iyilerdendir.
Sâd • 49. Âyet-i Kerîme Müstakil Âyet Sayfası & Tefsiri →
هَٰذَا ذِكْرٌۭ ۚ وَإِنَّ لِلْمُتَّقِينَ لَحُسْنَ مَـَٔابٍۢ ﴿٤٩﴾
Meali: İşte bu güzel bir anmadır. Doğrusu Allah'a karşı gelmekten sakınanlara güzel bir gelecek vardır.
Sâd • 50. Âyet-i Kerîme Müstakil Âyet Sayfası & Tefsiri →
جَنَّٰتِ عَدْنٍۢ مُّفَتَّحَةًۭ لَّهُمُ ٱلْأَبْوَٰبُ ﴿٥٠﴾
Meali: Kapıları onlara açılmış Adn cennetleri vardır.
Sâd • 51. Âyet-i Kerîme Müstakil Âyet Sayfası & Tefsiri →
مُتَّكِـِٔينَ فِيهَا يَدْعُونَ فِيهَا بِفَٰكِهَةٍۢ كَثِيرَةٍۢ وَشَرَابٍۢ ﴿٥١﴾
Meali: Orada tahtlara yaslanmış olarak türlü meyveler ve içecekler isterler.
Sâd • 52. Âyet-i Kerîme Müstakil Âyet Sayfası & Tefsiri →
۞ وَعِندَهُمْ قَٰصِرَٰتُ ٱلطَّرْفِ أَتْرَابٌ ﴿٥٢﴾
Meali: Yanlarında, gözlerini eşlerine dikmiş yaşıt güzeller vardır.
Sâd • 53. Âyet-i Kerîme Müstakil Âyet Sayfası & Tefsiri →
هَٰذَا مَا تُوعَدُونَ لِيَوْمِ ٱلْحِسَابِ ﴿٥٣﴾
Meali: İşte bu hesap günü için, size söz verilenlerdir.
Sâd • 54. Âyet-i Kerîme Müstakil Âyet Sayfası & Tefsiri →
إِنَّ هَٰذَا لَرِزْقُنَا مَا لَهُۥ مِن نَّفَادٍ ﴿٥٤﴾
Meali: Doğrusu, verdiğimiz bu rızıklar tükenecek değildir.
Sâd • 55. Âyet-i Kerîme Müstakil Âyet Sayfası & Tefsiri →
هَٰذَا ۚ وَإِنَّ لِلطَّٰغِينَ لَشَرَّ مَـَٔابٍۢ ﴿٥٥﴾
Meali: Bu böyle; ama azgınlara kötü bir gelecek vardır.
Sâd • 56. Âyet-i Kerîme Müstakil Âyet Sayfası & Tefsiri →
جَهَنَّمَ يَصْلَوْنَهَا فَبِئْسَ ٱلْمِهَادُ ﴿٥٦﴾
Meali: Cehenneme girerler; ne kötü bir konaktır!
Sâd • 57. Âyet-i Kerîme Müstakil Âyet Sayfası & Tefsiri →
هَٰذَا فَلْيَذُوقُوهُ حَمِيمٌۭ وَغَسَّاقٌۭ ﴿٥٧﴾
Meali: İşte bu kaynar su ve irindir, artık onu tatsınlar.
Sâd • 59. Âyet-i Kerîme Müstakil Âyet Sayfası & Tefsiri →
هَٰذَا فَوْجٌۭ مُّقْتَحِمٌۭ مَّعَكُمْ ۖ لَا مَرْحَبًۢا بِهِمْ ۚ إِنَّهُمْ صَالُوا۟ ٱلنَّارِ ﴿٥٩﴾
Meali: (İnkarcıların ileri gelenlerine denir ki;) "İşte şunlar sizinle beraber girecek olanlardır." (Derler ki;) "Onlar rahat yüzü görmesin. Behemehal ateşe gireceklerdir"
Sâd • 60. Âyet-i Kerîme Müstakil Âyet Sayfası & Tefsiri →
قَالُوا۟ بَلْ أَنتُمْ لَا مَرْحَبًۢا بِكُمْ ۖ أَنتُمْ قَدَّمْتُمُوهُ لَنَا ۖ فَبِئْسَ ٱلْقَرَارُ ﴿٦٠﴾
Meali: (Onlara uyanlar;) "Hayır, asıl siz rahat yüzü görmeyin; bunu başımıza getiren sizsiniz; ne kötü bir duraktır!" derler.
← Önceki Sayfa Sayfa 2 / 3 Sonraki Sayfa →